10 Aralık 2017 Pazar

Dövme sorunsalı

Liseden beri dövme yaptırıp yaptırmama konusunda kendi içimde bir savaş içerisindeyim. Kaç yaşıma geldim hala bir arpa boy ilerlemiş değilim bu konuda. Tabi zaman içerisinde bu yaptırıp yaptırmamadan çok "annemden nasıl saklar, alıştırırım" şeklinde bir hal aldı o ayrı mesele. Kadın bana zarar verdiğini düşündüğü için kulağımda arttırdığım her delikte ayrı ayrı fenalaşıyor her halde dövmeyi görse yığılır kalır. Başkasında gördüğünde hoşmuş falan diyor ama bende nasıl dururdu diye minik bir yol yapsam anında "saçmalama Cha derinin altına boya veriyorlar nasıl zararlıdır o" diye başlıyor konuşmaya. Aslında çok anne sözü dinleyen biri değilimdir ama bu konuda bir de "ya yaptırdığım şeyi beğenmez ve sonra pişman olursam" sorunu gelince annemi de kendime hafif bir bahane olarak öne atmış oldum. Ne yaptırmak istiyorum? Nereye yaptırmak istiyorum? Bunlar bu kadar zor sorular mı da ben bir türlü karar veremiyorum? En son abimi çektim yanıma internetten "şunu şuraya istiyorum, şunu şuraya, bunu da istiyorum ama onun yeri şurada daha iyi olur ama o yere başka bir şey istiyorum" diye konuşarak fenalık getirttim. Adam en son "Cha boş yer kalacak mı sende?" diye sordu düşünün. Kalacak kalmasına çünkü öyle çok yoğun dövmeleri sevmiyorum ama durum öyle bir hal alma yolunda gibi. Hazır annem evde yokken enseden başlasam mı diyorum son zamanlarda da bakalım, bir şey beğenebilirsem yaptıracağım.

7 Aralık 2017 Perşembe

Terapi gibi terapi

Depresyona da girsem, hasta da olsam kendi başıma halletme gibi huylarım var biraz. Nereden geliyor bu öz güven bilmiyorum ama kendim yapabiliyor muyum diye önce bir dener sonra destek almaya başlarım. Hoş geçen sene sırf bu kafam yüzünden zatürreden zor döndüm bayılıp ayılıyordum ama o durum başka tabi. Komşu çocuğuyla olmadığını kabul etsem de sosyal bir çevrede birleşme durumumuz oluyor son günlerde. O nereden mi çıktı? Abimle maç izlemişler benim Emre'ye gittiğim hafta sonu! O noktadan sonra da nasıl ısınmışlarsa birbirlerine sürekli bir sosyallik içerisindeler ve evde genç kız mı var? Rahatsız olur mu? O çocuktan hoşlanıyor mu? Bunları hiç düşünmeden abim Komşu çocuğunu evimize alıyor. Tamam hoşlandığım çocuk o olmasa kesinlikle dikkate almam evde biri varmış yokmuş diye ama pijamamla sallana sallana mutfağa giderken bile karşılaşmak insanda bir şok etkisi yaratıyor doğrusu. Kendimi belli etmeden takılıyorum yanında, hatta onun bana ders arası yaptığı minik el şakalarını ben de yapmaya başladım. Artık dönüşü olmayan friendzone evresindeyiz. Hani ondan bana bir şey görür gibi olsam da kabul etmemeyi beynime işliyorum çünkü, düşününce çocuk benimle oyuncak gibi oynadı farkında ya da farkında olmadan. Abimle yakınlaşmaları benim hayattaki şansımı gösteriyor olsa da en azından kedilerim onu sevmedi. Bendeki duygu çöküşünü mü hissettiler emin değilim ama üçü de sürekli çocuğa vurma, ısırma ya da onun ayakkabılarını bir yerlere atma eylemi içerisinde. Benim içimde de ona hafif de olsa vurma isteği olduğu için kedilerimin ona yaptığı herhangi bir şeyde kendimi daha iyi hissediyorum. Hatta geçen akşam onlar koltukta otururken benim en küçük zıpır vitrinin üzerinden onun kafasına atladı. Minik bir kahkaha bastım orada o haline. Abim ve hatta o da güldü bu duruma ama anlam veremediler bu hayvanlar neden böyle yapıyor diye. Kediler gerçekten en iyi terapistten daha iyi olabiliyor bazen. İster sarıl ağla, ister yolla sevmediğin kişinin üstüne mis gibi intikam alıyorlar. Hayır bir de kedilerimin ikisi baya yaşlı ve sürekli uyuyan tiptelerdir ama Komşu çocuğu geldiği an bir hareketlilik başlıyor. Abim de ben de bu durum karşısında biraz şoktayız diyebilirim. Tabi ben şikayetçi değilim o ayrı mesele.

5 Aralık 2017 Salı

Kendim ettim kendim buldum

Aşk acısı benlik bir şey değil. Kendime hatırlatmaya çalışıyorum sürekli benzerlerinin nasıl geçip gittiğini, önceden olanların hiçbirini şimdi hatırlamadığımı ama beklediğim hızda olmuyor tabi. Sürekli Komşu çocuğu diye gezmiyorum hatta Mine şuan içimde neler dönüyor bilse şok olur ama oluyor bir şeyler. Dersten sonraki sohbetlerimizi artık o yönlendirmeye çalışıyor, o konuşmayı başlatıyor. Hatta bugün otobüsteyken önce yüzümün neden düşük olduğunu sordu sonra da ben cevap vermeyip kendimi gayet iyi göstermeye çalıştıktan sonra eve gelince mesaj attı "son zamanlarda neyin var? Bütün sorunlar çözülür, sen üzme bu şekilde kendini" diye. Sorunun cevabının kendisi olması ne komik değil mi? Ona açıkça "senin yüzünden üzgün, kırgın, yorgunum" demek istiyorum ama onun yerine biriken işlerden, her şeye koşamadığımdan yorgun olduğumu söylüyorum. İlgisinin açıkça arkadaşça olduğunu hissediyorum, bir insan olarak merak ediyor neden bir anda düşük bir moda girdiğimi. Yani görebiliyorum, içinde bana karşı kesinlikle benim istediğim türde bir şey yok. Biraz onu suçlamak istiyorum ama totale bakınca onun yaptığı bir şey de yok ki suçlayayım. Çocuk sıcak kanlı diğer insanlar gibi bana yakın davrandı ve ben de onu içimde büyüttükçe büyüttüm, bu kadar. Yani ne yaptıysam kendime yaptım, o bir şey yapmadı. En başta kendimi durdurmuş olsaydım şuan çok yakın arkadaş bile olabilirdik ama şuan bizim için ileride komşu ve öğretmen/öğrenci ilişkisi dışında bir şey göremiyorum. Bu psikolojinin kolay geçmesi için bir şey yok mu ya? Romantik komedilerdeki o kocaman koca dondurmalardan mı denesem? Hoş, düşünmesi bile midemi kaldırdı ama belki o "bak dünyada ne acılar var" dedirtir bana...

3 Aralık 2017 Pazar

Emre de olmasa...

Ailemi "bizimkileri düğünden beri görmüyorum" bahaneleriyle birkaç gün darladıktan sonra hiçbir lafı kabul etmeden yine sırt çantamı alıp Emre'nin yanına gittim. Aslında Batu ve Defne de orada ama benim şu durumda ihtiyacım olan kişinin Emre olduğunu düşünerek direkt kimseye haber vermeden onun yanına gittim. Okul bitti, mezun olduk ama çocuk bir türlü ben ve benim iniş çıkışlarımdan kurtulamadı. En son sanırım yine bu zamanlarda Serkan yüzünden üzgündüm ama bu pek onun gibi de değil. Serkan'da kabul etmeyen, bizden olmaz diye direten bendim ama Komşu çocuğunda işler bir tık farklı. Salt bir platoniklik bu sefer ki onun acısı Serkan'da yaşadığımdan daha betermiş onu anladım. Bende bir sorun mu var? Neden o da benden hoşlanmıyor? Bu gibi anlamsız soruları kendime sormadan edemiyorum. Evet, biliyorum kimse kimseyi sevmek ya da hoş bulmak zorunda değil. Keza Komşu çocuğu da sırf ben ondan hoşlanıyorum diye benden hoşlanmak zorunda değil ama bunu beynim söylüyor, kalbim kabul edemiyor. Dün işten döndükten sonra apart topar birkaç giysi alıp çıktığımda hemen apartmanın kapısında karşılaştık Komşu çocuğuyla. Bırakma karar aldığımdan beri dersleri ekmeden kendisinden köşe bucak kaçtığımı fark etmiş olacak ki ayaküstü "artık pek görüşemiyoruz" diye konu attı ortaya. Çocuğun yüzüne bakıp "aa öyle mi? Hiç fark etmemişim" desem de ondan kaçtığım açık. Hafta sonu işim olup olmadığını sorduğunda neredeyse kendimi bir yıkım içinde hissettim. Oyun hamuru gibi oynuyor sanki ama işin özünde hiçbir şeyin farkında değil! Hafta sonu şehir dışında olduğumu söylediğim zaman bile yüzündeki o aptal gülümsemeyi kesmeden "o zaman dönünce görüşürüz" dedi. İstemiyorum! Kesinlikle görüşmek istemiyorum çünkü onun düşüncesizce benimle flört etmesi beni bitiriyor. Sırf bu yüzden Cuma gecesi Emre beni kapısında buldu ya zaten. Komşu çocuğuna göre önemsiz şeyler benim için önemli. Kendime bunu anlatmaya çalışıyorum ama pek başarılı olduğum söylenemez. Emre'ye göre zamanında yaşamadığım ergenliği şimdi yaşıyorum ki bana göre de öyle ama bu şu an yaşıyor olduğum gerçeğini değiştirmiyor. Neden benimle ilgilenmediğini düşünürken oturup ağlamış değilim şimdiye kadar ama içimdeki üzüntüyü bir şekilde dışa vurmak  gerekirse ona vurmak istiyorum. Her şeyi; tanışmamızı, dersleri, flörtlerimizi, eve dönerken yol uzatmalarımızı hatırladığım derece en ince ayrıntısına kadar anlattım Emre'ye ve Komşu çocuğu için söylediği tek şey "o çocuk salak" oldu. Evet! Kesinlikle katılıyorum! Ama bu ondan hala hoşlandığım gerçeğini değiştirmiyor. Emre'ye göre çocuk aslında her şeyin farkında ve ilgi hoşuna gittiği için benim açılacağım anı bekliyor ama bana ona açılmam için gereken cesareti vermediği için bıraktım ya zaten. Bence beni o şekilde görmüyor o. O farkında olmadan sadece yakın davranıyor ben de bir dur diyenim olmadığı için kendimi fazla kaptırdım. Bu da geçecek biliyorum, şuan biraz sarsmış olsa da geçecek...

1 Aralık 2017 Cuma

Saklama Rehberi

                                          

Besinlerin kullanım ömrünü nasıl uzatabileceğinizi biliyor musunuz? Peki ya onları ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi? Eğer siz de benim gibiyseniz, birkaç temel gıda dışındaki hiçbir besin için net bir fikriniz olmadığına eminim. En basitinden, sizce elma ne kadar bir süre saklanabilir? Lezzetini, sertliğini ve tazeliğini yitirmemesi için ne yapmak gerekir? Oturup her besin maddesi için internette araştırma yapmanıza gerek yok: http://saklamarehberi.com, tüm bu bilgilere tek bir kaynaktan ulaşmanızı sağlıyor.

Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma tarafından hazırlanan (ve tamamen ücretsiz şekilde kullanılabilen) sitede; hamur işleri, süt ürünleri, meyveler, sebzeler ve et ürünleri ile ilgili merak ettiğiniz her bilgi yer alıyor. İlk olarak, tüm bu besinlerin ideal kullanım sürelerinin ne olduğunu, daha sonra da bu kullanım süresini nasıl uzatabileceğinizi öğreniyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi, derin dondurucu kullanmak tüm gıda maddelerin daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Ancak, örneğin karidesi derin dondurucuda saklayabilir misiniz? Peki ya yazın aldığınız, lezzetli ve sulu bir karpuzu derin dondurucuya koyup, kışın yiyebilir misiniz? Tüm bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını Saklama Rehberi web sitesinde kolayca bulabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar değil: Sitenin “Alternatif Bilgiler” bölümünde, evde kolayca hazırlayabileceğiniz birbirinden lezzetli tarifler yer alıyor. Evde nasıl mocha yapabileceğimi, meyvelerin kararmasını nasıl önleyebileceğimi, hatta unsuz kekin nasıl yapılacağını bile öğrendim. Laf aramızda, kot pantolonların derin dondurucuda temizlenebileceğinin de haberdar oldum! (Kotu fırçaladıktan sonra bir poşete koyup derin dondurucuda 1 gün boyunca bekletiyorsunuz.  Şaşırtıcı, değil mi?)

Türkiye’nin ilk gıda saklama rehberi olan http://saklamarehberi.com, beni şaşırtacak ölçüde bir içeriğe sahip ve her birini okumaktan büyük keyif aldım. Eğer sizin de bir derin dondurucunuz varsa, bu siteyi muhakkak ziyaret etmelisiniz. Derin dondurucunuz yoksa bile gıdaları nasıl daha sağlıklı tüketebileceğinizi, ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi ve basit, pratik, lezzetli tarifler ile ipuçlarını Saklama Rehberi web sitesinden öğrenebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

30 Kasım 2017 Perşembe

Bu sefer bırakıyorum

Komşu çocuğunu bu sefer gerçekten bırakıyorum. Çocuğun bana karşı bir ilgisi yok bundan eminim artık. Bu kanıya nereden vardığımı soranınız olur illa diye açıklıyorum; gerçekten aptal değilse eğer ona olan ilgimi görebilirdi. Eğer ona olan ilgimi görmezden geliyor ya da önemsemiyorsa bu onun bana ilgisi olmadığını göstermez mi? Bence gösterir. A tabi bir de gerçekten kör/aptal olma durumu var ama eğer öyle bir sorunu varsa da benden bu kadar. Daha iki ay oldu derseniz de yeterliydi bence iki aylık deneme süresi. Hem geçen yazımda da yaptığım saçmalık yüzünden akşamın bir körü peşime adam takmış olmam da cabası. Sağlıklı hareket etmemeye başlıyorum ve böyle giderse ben daha kötü olacağım. Biraz sinirli biraz da üzgünüm şuan ama sanırım böyle olmasını kendime yediremediğim için böyle. Yani onun da benimle flört ettiği çok bariz noktalar vardı ve bu da beni ister istemez umutlandırmıştı. Bir anda bu karara nasıl vardığıma gelecek olursak eğer, bugün derste üzerinde çalıştığımız alıştırmada bazı noktalarda bariz hatalar yaptığım için şaşırdığını dile getirdi. Bu hatalar sürekli yaptığım hatalar değiller ama. Aynı ya da benzer bir parçada birbirine benzer ya da aynı olan bir yerde bazen çok güzel bazen de hatalı çalınca neden böyle olduğunu sordu. Ben de emin olmadığımı, bazen dikkatimin dağıldığını söyledim yüzüne bakarak. Sonra çalmamda yardım etmek ve beni yönlendirmek için tepemde dikilip yaya yön vermemde yardım etmeye başladı. Yayın hakimiyeti ondayken bir sorun yok ama eli hala elimde ama yay hakimiyeti bendeyken problemli... Neyse, kendimi zorladım sanki o kadar yakınımda değilmiş gibi düşünüp iyice odaklanıp çalmaya devam ettim. Daha sonra baktı sorunu çözdük arkamdan geçip diğer tarafımda yanımda durmaya başladı. Gördüğüm bir açıda değildi notalara baktığım için ama tam karşımda ayna varken ve onu pür dikkat beni izlerken görünce bu sefer de nota kaçırdım. Elini omzuma koyup "hadi Cha, yaparsın sen" dedikten sonra resmen kitabı görmemeye başladım. Çekmedi elini çünkü! Sevdiğim bir şeyi yaptığımı kendime hatırlatıp tekrar odaklanmaya çalıştım derken öyle ya da böyle dersi bitirdik. Yolda dönerken yine konusunu açtı "işle ilgili bir sorun mu var? Dikkatin çok dağınıktı bugün" diye. "Yo, bir sorun yok işle ilgili son zamanlarda" dedim biraz daha düşünüp "ben mi çok hareket ediyorum odada da senin dikkatin dağılıyor acaba" dedi. "O olabilir, bazen yay tutuşumu düzeltmek için aniden müdahale edince ya da kolumu, oturuşumu düzeltince şaşırıyorum" dedim. Aslında şaşırıyorum değil "heyecanlanıyorum" desem daha doğru olurdu ama o yine de "tamam, bundan sonra seni korkutmadan yaklaşırım" dedi ve şirin bir gülümseme sundu bana. Önceki gün apartmanın girişindeki minik bir demir parçasının parmağını kestiğini gösterdiğinde iyi bakmak için elini tuttuğumda bile kalbim yerinden çıkacak gibi olurken ders boyunca elimi, omzumu, sırtımı tutması tabi heyecanlandırıyor beni ve bir süre daha heyecanlandırmaya devam edecek ama bu şekilde tek taraflı bir ilgiyle devam edersem olan yine bana olacak gibi görünüyor. Yani anlayacağınız, ne komşuluğumuza ne de öğretmen/öğrenci ilişkimize bir zarar gelmeden bırakıyorum. 

28 Kasım 2017 Salı

Halüsinasyon bile görmeye başladıysam demek

Abim en son kavga ettiğimizden bu yana evde pek yokmuş gibi davranıyor. Ya hiç gelmiyor ya da çok geç saatte geliyor ama bunu yaparken bana haber vermiyor. Yatmadan önce onu bekliyor değilim ama ben uyurken kapı sesi duymak beni biraz rahatsız edebiliyor. Gecenin bir yarısı evin kapısının sessiz sessiz açıldığını duyup korkuyla bir kere uyandıktan sonra insan rahat uyuyamıyor malum. Bunu yapmamasını söylemiş olsam da inat değil mi haber vermiyor işte. Neyse, geçen akşam eve dönerken komşu çocuğunu gördüğümü sandım. Aslında yanına gidecektim ama bir kıza omzunu atmış sarmaş dolaş bir halde yürüdüklerini görünce aptala döndüm. Boş boş takip ettim ikisini. Sakin bir mahallede oturuyor olsam da komik bir şekilde benim oturduğum yerin bitimindeki diğer yerler zaman geçtikçe pek güvenilir yerler olmamaya başladı ki bunlarda inşaatların büyük payı var. Baktım komşu çocuğu ve kız çok farklı yerlere gidiyor ve ben de onlarla birlikte oldukça yoldan sapmışım daha takip etmenin manası yok dedim durdum. O vazgeçtiğim evrede de Komşu çocuğu sandığım çocuğun başka biri olduğunu fark ettim. Saçının rengi ve şekli, boyu, montu hatta yürüyüşü bile aynıydı oysa! Kafalarının arka yapıları da hatta aynıydı! Çok o gibiydi... Bomboş bir şeye üzülmüş ve akşamın bir körü alakam olmayan yerlere girmişken tabi içimden hemen eve gitme isteği doldu. Yolu uzatmadan nereden daha iyi giderim derken girdiğim sokakların birinde çocuğun teki laf attı saçma sapan. Cevap vermeden hızlanıp oradan ayrılayım derken çocuk ona cevap vermemiş olmama kızmış olacak ki "sen kendini kim sanıyorsun da bana cevap vermiyorsun" dedi. Yine cevap vermeden yürümeye devam ettim ki onun da beni takip ettiğini fark ettim. Hızlı adımlarla kısa olan o yolu biraz dolandırıp eve gittim hatta onun arkamda olmadığını anladığım bir an koşup sokağıma o şekilde girdim. Korkuyla kapıyı açıp kendimi eve attığımda hiçbir ışığı açıp "bu daireye yeni girildi" diye belli etmek istemedim. Kapının önüne çöküp karanlıkta sakinleşmeyi bekledim sadece. Şu komşu çocuğu muhabbetinin başıma bu şekilde bir iş açıyor olması nasıl bir şey hala tanımlayamıyorum. Genç çocuk tabi sevgilisi osu busu olacak ki sağlıklı olan da bu değil mi? Olmasını istediğim kişi ben olsam da onun bana karşı bir ilgisi yokken onu zorlayacak değilim. Ne yaşarsam artık kendi içimde. O gece işte sabaha kadar abimi salonda karanlıkta bekledim. Sabaha karşı uyumuş olacağım ki abim üstünü değiştirmek için eve geldiğinde gördü beni. Önce ne olduğunu sordu halimi görünce sonra bir şeylerden korktuğumu anlayınca onu aramadığım için kızdı ama onunki inatsa benimki de inat. Sabaha kadar uyumayacak olsam da evdeki bütün camlar ve kapılar kilitli otururum yine de aramam.

26 Kasım 2017 Pazar

Yine başladılar

Tam yine her şey mis gibi tıkırında giderken önce biraz sallantılar daha sonra da minik yıkımlar gerçekleşmeye başladı. Aslında bunların tam bir sebebi var denemez, zaman içerisinde oluşan ayrılıklar, yeni insanlar vb diğer olayların birleşmesi ve etkilerini birikince fark etmemden kaynaklı hepsi. Dönem dönem insanlara gelir zaten böyle şeyler biliyorsunuzdur siz de. Açık konuşmak gerekirse bu buhranlı dönemimi blogdan uzak, kendi içimde yaşayıp atmak istedim ama insanın arada birileriyle konuşması, daha doğrusu anlatması gerekiyor. İşler sağ olsun son dönemlerin yine en yoğun zamanında olduğum için başkalarıyla buluşmayı geçtim telefonda konuşacak fırsatı kendimde bulamıyorum. Sanki yeni doğum yapmış bir kadınım da duş almak bile bana lüks. Gerçekten öyle ama! Sabaha kadar neredeyse çalışıp uyuduğum 4-5 saatlik süreden kısıp duş bile alamadım bir süre. Tabi işler yoluna girdi yine az da olsa rahata çıktım ama hala dışarıya çıkıp alem yapacak zamanım yok. Neyse, aile içi olsun iş olsun arkadaş çevresi olsun bir şeyler değişti benim buraya gelip anlatmamış olduğum dönemde. Tabi bunlar özel olarak bilinmesin dediğim şeyler değildi ama ne bileyim bloga dönmeden 1-2 ay önce olan şeyler olunca geriye dönük anlatmadım. Neyse işte, anneme benim okuldan mezun olduğum dönemlerde bir böbrek hastalığı teşhisi konuştu ve o hastalıkla bundan sonra yaşayacağını hepimiz bildiğimiz için ona göre hareket etmeye başlamıştık. Bu süreçte diyetler olsun, egzersizler olsun stresten uzak tutma olsun birçok şeye dikkat etmiştik ama ablamın eşinden ayrıldıktan sonra radikal bir kararla yurt dışına taşınması annemi biraz sarstı. Başta bir şey yok gibiydi ama o ayrılıkta bile bazı noktalarda (ne alakaysa) kendini suçlu hissettiği için evden ayrıldı... Evet, annem 55'inden sonra liseli triplerinde kendine bir bavul hazırladı ve gitti. Bu evi terk etme gibi bir şey değil ama, "kafa dinlemek istiyorum, sakin bir yere gidiyorum" diyerek bizim yazlığa taşıdı kendini. Onun orada mutlu olması bana yetiyor doğrusu ki bir de ben taşınmak isteyip yapamazken onun yapmış olması işime geldi.

Annemin evde ayrılmasıyla ev bana ve abime kaldı tahmin edersiniz ki. Tabi ortada bir sorun var... Ne mi? Abim dünyanın en kötü ev arkadaşı! Sürekli mızmızlanması, eşyalarını ortaya saçışı, ortak alan sorumluluklarını yerine getirmemesi ve kişisel alan ihlali olsun bir ev arkadaşında olmaması gereken bütün özellikler mevcut adamda. Bir yemek yapıyor diyelim o tava asla kaldırılmıyor ya da işte eve geldiğinde soyunmaya evin kapısından odasına kadar yapıp kendini yatağa atıyor. Montunu antrede ve koridor boyu da çorap, kravat (o her zaman yok), gömlek, kazak hatta pantolonunu bırakabiliyor. Cumartesi akşamı arkadaşlarını çağırıp alem yapması da başka bir konu ki topluyor olsa sonrasında ortalığı sorun etmeyeceğim. Öğrenci evine de ayda bir çağırır beni hizmetçi gibi kullanırdı ama şimdi ortak yaşadığımız evde nedir bu rahatlık! En son pazartesiden itibaren onun neyi varsa bırakmaya başladım. Hiçbir eşyasını yıkamak için bile olsa dokunmadım ki bugün durum en sonunda patlak verdi. Evdeki bağırış çağırışlar ve en sonunda abimin bir sinirle evden çıkmasıyla komşu çocuğu telefonuma bir mesaj bıraktı "iyi misin?" diye. Gayet iyiyim aslında. Günlerdir içimde biriken ne varsa döktüm rahatladım. Hayır yani onun ne beni ne de annemi bu şekilde kullanmaya hakkı yok. Tamam ailenin tek erkeği diye zamanında pohpohlandı ama bu da bir yere kadar. Normal zamanda düzenli olsun temiz olsun diye laf yapan insandı o bir zamanlar ama şimdi tam bir pasaklı! Umuyorum bu tartışma bir şeylerin dank etmesini sağlar yoksa zaten iş yüzünden de stresli ve mental olarak yorgunum bir de onu hiç çekemem...

13 Kasım 2017 Pazartesi

Benim hüsn-ü kuruntum mu yoksa?

Bugün ders çıkışı belki de ilk defa bir ışık gördüm! Hayır aslında ışık falan olmayacak kadar küçük bir şeydi ama bir ay oldu biz tanışalı bir arpa boyu yol gidemediğimiz için ben ışık diyorum. Durum şu ki çocuğun hafızası tam bir fil hafızası çıktı. Ben ne dediysem her şeyi saniyesi saniyesine hatırlıyor. Laf arasında bir keresinde işte olan minik bir tartışmamdan bahsetmiştim ben daha tatile gitmeden önce ve bugün ders çıkışı işlerin nasıl gittiğini ve o sorun yaşadığım çocukla durumun ne olduğunu sordu. Anlatırken nasıl önemsemediysem hatırlamadım başta ne tartışması olduğunu ama o bana birkaç detay verince anında hatırladım. "Ben unutmuştum bile sen nasıl hala hatırlıyorsun ya?" diye sordum gülerek hiç cevap vermeden bıyık altı bir gülüş sundu. Tek gülüşüyle pelte kıvamına gelmiyorum belki ama bakışlarımdaki değişimi kim olsa görür yani. Neyse baktım o bir ışık yaktı bana ben de şansımı deneyeyim dedim ve "geçenlerde neye o kadar sinirliydin ya, soracaktım o an ama zorlasam beni bile döversin gibi bir halin vardı" dedim -aslında tam bunu demedim ama aşağı yukarı böyle bir cümleydi- biraz bir şaşırdı gözleri falan açıldı sonra "önemli bir şey değildi ya kötü bir sınav sonrasıydı o sadece" dedi. Sonra da "hem ne olursa olsun sana bir şey yapmazdım canım, sana öyle gelmiştir" dedi. Normalde bu tür canımlar cicimlere karşı hep bir "2 günde ne canımı cicimi" tepkisi içinde olsam da ondan aldığım yüzle ben de aynı şekilde konuşmaya başladım. Normalde 10 dakikada yürüdüğümüz yolu dur kalklarla sohbetlerle yarım saatten daha uzun sürede yürüdük ki bizim çocuklar görse oturup ağlarlar "bizim Cha büyümüş de çocuğun tekini etkilemeye çalışıyor" derler. Gerçekten öyle bir duruma geldi ama halimiz ama. Ondan gördüğüm tek adıma karşılık koşar adımlarla gidiyorum. O durunca ani bir fren yapıyorum ve ona göre tekrar harekete geçiyorum. Biraz git gel bir durum içerisine girmiş olsam da şuan için elimden gelen başka bir şey yok. Hem hala yetiştirdiği ödevler var sanırım uykusuz görünüyor son zamanlarda. Evet şu cümlemle onu izlediğim izlenimini edinmiş olabilirsiniz ki oldukça doğru çünkü çocuk karşı dairemde oturuyor. Eve girip çıkarken bile göz ucuyla onların kapısını kesiyorum! Hem o da bir benzerini yapıyor sanırım, çünkü "Cha sana verdiğim ödevleri pek yapmıyorsun sanırım, hiç sesini duyamıyorum eskisi gibi" dedi bugün. Çellonun sesini duyabildiğini söyledi o evdeyken. Yani o da evi dinliyor diyebilmek istiyorum. Artık bir şeyler olacaksa olsun! Yok yani ya tavrını net bir şekilde ortaya koysun ya da böyle flörtlerle nereye kadar gidecek bilmiyorum. Hayır bir başkasını sevgili yapacaksa şuan ben daha fazla bağlanmadan yapsın ki yıkımım hafif olsun dimi ama.

10 Kasım 2017 Cuma

Elma şekeri de neymiş

24 yıllık hayatım boyunca hiç elma şekeri yememiştim. Bunun sebebi de annemin çocuklarını bu tür aşırı tatlı şeyler mümkün olduğunca uzak tutmak istemesiydi ki birçok zararlı yiyeceğin tadını dahi bilmediğimiz için hiç istemezdik onlardan. Zaman geçtikçe birçok abur cuburla tanıştık hatta ilk jelibonumu ortaokulda arkadaşım bana ikram edince tatmıştım. O zaman da çok tatlı geldiği için annemi biraz da olsa anlamıştım. Bize öğretilen hep "tatlı bir şey yiyeceksek bu evde yapılmış bir şey olmalı" şeklindeydi. Hiç unutmam 5 yaşlarında falan küçük bir kızım evde abimle terör estiriyorum falan bir akşam babam elinde kocaman bir kutuyla gelmişti. Biz tabi afacanlar olarak "o nedir" nidalarıyla poşete sarılmış ne olduğunu anlamaya çalışırken annem babama bağırmaya başlamıştı "neden böyle bir şey aldın" diye. Ablam da devreye girip kutunun üzerindeki yazıyı okuyunca her şey açıklığa kavuşmuştu tabi. Pamuk şeker yapma makinesi! Dışarıdan tatlı alınmadığı için pamuk şekeri evde yapılan bir tatlı haline getirmişti babam ve ilk o zaman yemiştik onu da. Onun da çok tatlı olduğunu düşünmüş olsak da o yumuşaklığı ağızda dağılışı falan çok sevmiştik hem yapmasını hem de yemesini. Tabi elma şekeri bu tür tatlılar arasına hiç girmemişti. Bugün iş yerinde bir arkadaşla otururken yakınlardaki bir ilkokulun karşısında gördük pamuk şeker ve elma şekeri satan amcayı. Bir anda içimi nostaljik bir hava sardı dememle arkadaşın kalkıp iki tane elma şekeri alması bir oldu. Tekini bana uzattıktan sonra önce bir baktım "bu nedir? Yenir  mi? Nasıl yenir? Tadı neye benziyor?" sonra "amaaann küçük çocuk değilsin ya Cha, ye gitsin" diyerek paketi açmaya çalıştım. Yemeyi kesinlikle beceremediğim bir gerçek olacak ki arkadaş "Cha neden uzaylı görmüş gibi bakıyorsun" diye sordu, ben de ona tatlılar ve ben konulu kısa bir açıklama geçtim. Kız karşımda şok geçirdi resmen daha önce hiç yemediğimi duyunca. Sonra başladı anlatmaya önce biraz erimesini bekleyeceksin, küçük küçük tadını alacaksın, şeker incelince bir ısırık alacaksın elmayla birlikte şekeri yiyeceksin falan diye. Elma şekerini şeklinden kaynaklı öyle bir ismi var sanıyordum ama içinde gerçekten elma varmış! Benim için oldukça büyük bir şok oldu doğrusu çünkü gerçekten sadece şeklinden dolayı adı o sanıyordum. Daha sonra minik bir yeme girişimimle saçlarım, çenem, burnum tamamen yapış yapış oldu. Elmadan aldığım ilk ısırıkla da "keşke hiç yemeseydim" dedim kendime. Sevmemiş olmam da arkadaşı oldukça şaşırtsa da bu şekilde tatlıdan uzak büyümüşken artık tatlıyla aramı düzeltmem biraz zor gibi. Ah anne ah, kızın yine arkadaşlarından garip bakışlar aldı.

Dipnot: Tatlı ne kadar yiyemesem de ekşinin hastasıyım. Hatta tam şu saatte önümde turşu kavanozuyla bu yazıyı yazıyorum. Tatlıyı hayatımdan komple çıkarabilirim gibi ama ekşi için bunu yapamam sanırım. Tam bir turşu aşığıyım. 

7 Kasım 2017 Salı

Komşu çocuyla son durumlar

Bir kursa başladığım an ara vermiş olmam aslında benim için iyi olmamış olsa da (hem öğrenme hem de komşu çocuğuyla olan yakınlaşmam için) çok daha önceden planlanmış bir durum olduğu için el mahkum gittim tatile. Yanlış anlaşılmasın tatile gittiğim için kesinlikle pişman değilim ama komşu çocuğuyla hızlı başlattığım ilişkimizi biraz zora sokmuşum gibi bir durum oldu. Ben giderken çocuk yanımda daha rahat hareket ediyordu ama şimdi ilk tanıştığımız günkü gibi bir mesafe hissediyorum. Belki benim kuruntumdur ondan pek emin değilim ama konuşmaları bile biraz daha uzakmış gibi. Geçen gün ders çıkışında eve dönerken tatilimin nasıl gittiğini sorup minik bir konuşma başlattı ama devamı gelir şekilde değildi konuşmalar. Hani sanki o oltayı benim için atmış da geri kalan her şeyi ben yapmalıymışım gibiydi. Normalde böyle bir durumda benim bırakıp kendi yoluma dönmem gerekirdi ama biraz daha şansımı zorlamaya karar verdim. Friendzone sorun değil ama arkadaş bile kalamayacağımız, yüzüne bakmaya utanacağım bir noktaya gelmek istemediğime eminim. Şu an durumumuza ne nedir bilinmez ama öğretmen/öğrenciden bir tık yukarıda arkadaşlık sınırlarında geziniyoruz. Bugün neye olduğunu bilmediğim bir şeye hafif sinirliydi kapıda gördüğümde. Gayet güler yüzle ama yüz hatlarını pek sakin tutamadığı bir haldeydi. Sinirli halini bile görmek hoşuma gitti diyebilirim. Onda yeni gördüğüm her bir mimik beynimde farklı bir yere kazınıyor da asla unutmayacakmışım gibi geliyor. Normalde keskin yüz hatları olsa da karakter olarak oldukça yumuşak bir mizaca sahiptir kendisi ama bugün gördüğüm yüzü hatlarına oldukça uygun bir sertlikteydi. Gülümsemesi, konuşmaları her zamankinden farklı ama fazlasıyla hoştu. Açık konuşmak gerekirse şu an bile meraktan çıldırıyorum neye o kadar sinirliydi diye. Derste mi bir şey oldu? Yoksa çalıştığı yerde mi? Sanırım asla öğrenemeyeceğim...

6 Kasım 2017 Pazartesi

Trendeki çocuk

Geçtiğimiz yazılarda trende bir çocukla tanıştığımdan bahsetmiştim. Şimdi onunla ilgili daha detaylı yazma gereksinimi duydum doğrusu. Çocuk erasmuslu bir Türk ki dünya ne kadar küçük değil mi? Nereye gidersem gideyim konuşma İngilizce başlayıp Türkçe biter hale geldi. Olay da Münih-Budapeşte arasındaki tren yolculuğu sırasında oldu. Elimizdeki süre kısıtlı olduğu için yolculuğun büyük kısmını uyuyor olacağımız saate denk getirmeye karar verdik ve akşam saatlerinden birine biletimizi aldık. Gece yolculuk yapacağız desek de yataklı bir yerden almış değiliz tabi o ayrı mesele. Benim de prensesliğim tuttuğu için herkes uyurken ben sağa sola bakınıp yolculuk bitsin de sıkıntıdan ölmeyeyim diye düşünmeye başladım. O sırada 2 sıra önümüzde sol çaprazımızda oturan çocuklardan biri yerinden kalkıp boş bir yere geçti. Biraz telefonuyla uğraşmaya çalıştı önce sonra telefon bazı noktalarda çok çekmediği için pes edip sağa sola bakınmaya başladı. Bunu nereden biliyorsun derseniz ben de aynısını yaşadım çünkü. Neyse, o da sağa sola bakınmaya başladığında göz göze geldik. İnsanları sapık gibi izlediğimi düşünmesin diye kafamı çevirmeyi düşünsem de sıcak bir gülümseme ve bir "hi" geldi. Ben de konuşma konusunda kendime zerre kadar güvenmesem de karşılık verdim. Birkaç el hareketiyle sessiz sessiz yanına çağırdı sonra ve minik hoş bir sohbet başladı aramızda. Ben İngilizcede zorlandıkça "sorun değil,  ben de iyi değilim zaten" diyip cesaretlendirdi bile. Nereli olduğumu, adımı falan hiçbir şey sormadı saatlerce. Sadece nereleri gezdiğimi, yeni planlarımı, gittiğim yerlerle ilgili önerilerini ya da bana kendi deneyimleriyle ilgili şeyler anlattı durdu. Bu şekilde saatlerce konuştuktan sonra elimi uzatıp "bu arada ben Cha" diyerek kendimi tanıttım. Çocuğun gözleri yerinden fırlıyordu resmen ki sonra o da Türkçe bir şekilde "ben de Alican" dedi. Sohbetin sonrası tabi Türkçe bir şekilde devam etti ve ben yerime artık biraz uyumak için dönmeden önce birbirimize mail adreslerimizi verdik. Çocuğa yazmayı düşünmüyorum dersem yalan söylemiş olmam aslında. O an o sohbetin tadı bir başkaydı ve Alican'ın aklımda hep o şekilde kalmasını istiyorum. O yazarsa cevap veririm tabi ama yine de benim için trendeki çocuk olarak kalacak o. 

5 Kasım 2017 Pazar

Anılara gömülmek

Okul bittikten sonra yeni bir okula başlarım ve taşınırım diye düşünüyordum, olmadı. Daha sonra çalışmaya başladığım için evden ayrılırım diye plan yaptım ama o da olmadı. İstanbul'da kiraların durumu ve benim de yalnız yaşama alışkanlığım yüzünden bir süre daha gerçekleşemeyeceği gerçek bir olay bu. Neyse, ben bu durumu artık kabullenince iki yıl önce eve dönerken zaten taşınacağım diye açmadığım kolileri bugün açtım. Odamı tekrar düzenledim ve şimdi gerçekten buradan asla taşınamayacakmışım gibi geliyor. Bu duruma alışmak istediğim söylenemez ama bir süre daha buna bu şekilde idare etmem gerektiğinin de farkındayım. Kolileri açarken filmleri çok pahalı olduğu için çok sık kullanmadığım ama okul zamanında deli gibi kullandığım polaroid fotoğrafları buldum. Kendi evimdeyken çalışma odamın bir duvarı boydan boya dört sıra hasır iple o fotoğrafları taşıyordu. Şimdi de madem odamı kendi yaşam alanıma çeviriyorum yine çıksın o fotoğraflar ortaya dedim ve odada ona uygun bir yer ayarlayıp fotoğrafları kendi içinde bir düzen içerisinde dizmeye başladım. Fotoğrafların altlarındaki tarihleri gördükçe gözlerimden yaşlar süzüldü. 2012'den 2015'e kadar okuldaki saçmalamalarımız, proje hazırlarken sabaha kadar verdiğimiz saçma pozlar, ailelere haber vermeden Safranbolu, Konya, Ankara kaçamaklarımız sırasında çektiklerimiz. Kısaca okul boyu bütün eğlencelerimiz. İstanbul'da Mine'yle yaptıklarımız yabancı arkadaşlarla çekilen pozlar bile var ki hepsine baktıkça tekrar yaşamışım gibi hissettim. Şimdi çok komik geliyor Batu ve Emre'nin Defne ve benimle tanıştığı günden toplu bir pozu gördükten sonra Batu ve Defne'nin düğününden dördümüzün bir pozu görmek. Anılar birbir gözümün önünde şu an resmen. Hatta laptop dizlerimin üzerinde ve kafamı kaldırdığımda şu an bile görüyorum fotoğrafları. Hani öğrenciyken saçma şeyler yaşamış olsam da yaşadığım hiçbir şeyden pişman değilim. Bölüme isteyerek gidip "ben bu mesleği yapmak istemiyorum" diye bitirmiş olsam da her saniyesini gözleri yaşlı arıyorum. Biri bana gelip "Cha, tekrar aynı yere aynı şekilde döneceksin ama şu mesleği yapman gerekiyor" dese o da tuzu biberi der kabul ederim. Beni önceden takip edenler zaten az çok bilir okulun son ve en yoğun dönemi bile nasıl mutluydum. Şu an o kadar özlüyorum ki o zamanları.

3 Kasım 2017 Cuma

Çok farklı bir deneyim bu

Malum ben bir gezi blogu değilim. Gittiğim yerlerin tanıtımı olsun, şurada şu yenir şurada şuraya gidilir şeklinde yazı yazacak potansiyeli kendimde gördüğüm söylenemez. Hani derler ya ilkler unutulmaz diye bu da onun gibi bir şey benim için. İlk defa gittiğim bir ülke, yeni insanlar, yeni yerler derken benim için kaldırım taşı bile çok güzeldi. Hava buz gibi olsa bile umursamadan gezinmek, çevrende konuşulan dilden bir şeyler anlamadığın halde içinde büyük bir heyecanla yürümek, kaldığın yerlerin nasıl yerler olduğunu bile aldırmadan yatıp kalkmak... Bu duyguların hepsi benim için o kadar yeni şeyler ki sürekli insanlara "gidin" demek istiyorum. Gidin yaşayın değil, sadece görün yeter. Zamanım yine çok azdı benim ve istediğim kadar gezememiş olsam da Münih, Prag, Viyana ve Budapeşte bu kısıtlı zamanım için az da olsa yetti denebilir. Avusturya ve Macaristan zaten önceki seneden bildiğim ama yine de tekrar gitmek istediğim yerlerdi. Diyorum ya ilkler unutulmaz diye o iki ülke aklımda çıkmıyor. Sanki oralara gitmeyeceksem gitmişim gibi hissetmiyorum. Oturduğumuz bir pubdaki ortam ve oradaki insanlarla sohbetimizi, trendeki çocuğu, sabah kahvaltıyı marketten aldığımız poğaçalarla yapıp sonrasında sokaktan aldığımız brezellerle bütün günü geçirmemiz. Bir Yahudi restoranına kendimizi atıp sıcak şarap ve hoş sohbet bir karşılama görmemiz sonrasında da langoş diye inanılmaz bir yiyecekle tanışmamız. Bir de şehrin hikayesini turla gidip bir rehberden dinlemektense yerli halktan dinlemek gibisi yok. Tabi anlaşabildiğimiz ölçüde çünkü ortak dil bile bazen yeterinde ortak olmayabiliyor. Ama yine de fiziksel olarak yorgunluktan ölsem bile zihinsel olarak inanılmaz bir haldeyim. Yeni gelmiş olmama rağmen yine ne zaman ve nereye giderim diye plan bile yapmaya başladım. Sürekli bu şekilde gezeceğim bir hayat inanılmaz olabilirdi. Öyle bir meslek var mı acaba? Bütün dünyayı, en küçük ülkelerin bile köy ve eyaletlerine gidip gezebileceğim? 

2 Kasım 2017 Perşembe

Damat olmasa gelin kaçacaktı


Bir süre kimse evlensin istemiyorum. Çevremden birileri evlendikçe sanki ben bir şeyler kaçırıyormuşum gibi bir his doğmaya başlıyor bende. Hayatıma birini alayım istemiyorum, evlilik ve çift kişilik düşünme fikri korkutucu geliyor ama yine de özellikle Batu ve Defne'yi öyle gördükten sonra bende bir şeyler eksikmiş gibi hissetmeye başladım. Düğünden önceki gece Defne, Demet(Defne'nin kardeşi gibi olan kuzeni) ve ben yerde birbirimize sarılarak uyuduk düşününün öyle bir içerleme içerisindeydim. Defne "kaçır beni Cha" dese sırtıma atıp götürürdüm o derece. Düğün günü evlenecek olan kişi sanki benmişim gibi Defne bizi sabah 6'da uyandırdı. Uyku sersemi kahvaltı, kuaför vs. gidileceği için o kadar erken kalktığımızı sanmıştım ama kız kaldırdığı gibi bizi sahile götürdü, denize soktu. Ekim'de ne denizi diyeniniz olursa orada gayet tabi girilebilecek bir hava vardı hatta sıcak bile denilebilirdi. O an Defne yıllarca bizimle o buz gibi şehirde nasıl yaşadı düşünmeye başladım. Kasıma kadar her sabah ilk ışıklarla denize giren biriymiş bizim kız. Sonrasında bir duş, kahvaltı, kuaför ve diğer birçok hazırlık. Ben midem taklalar ata ata ortalarda gezerken Defne o kadar rahattı ki şaşkınlığımı saklayamadım. Benim tanıdığım Defne böyle serin kanlı biri değildi çünkü. Batu'nun ailesi, Emre ve diğer akrabalar geldiğinde bile Defne oldukça sakindi ta ki gelin odasına girene kadar. Kıza o an mı dank etti pek emin değilim ama bir ağlama krizi, bir titreme başladı. Defne'nin annesine haber vermeden kızı sakinleştirmeye çalıştık önce çünkü onun da hali pek iyi değildi. Hoş annenin durumu oldukça doğal biricik kızları evleniyor da Defne'ye ne olduğunu anlayamadık o an. Zaten o ağlayınca bende önce bir rahatlama oldu, beynim "tamam gerçek Defne döndü" dese de sonradan ben de biraz ağlamış olabilirim. Aslında o an Defne'nin kaçıp gitmesinden korkmadım desem yalan olur çünkü o an sanki her şeyi bırakıp gidebilir gibiydi ve kesinlikle sakinleşmiyordu. Demet de ben de o an Defne için hiçbir şey yapamadık. Batu içeri girip Defne'yi o şekilde görmesi hayatımda gördüğüm en iç parçalayan sahneydi. Batu'nun gözlerinde önce minik bir hayal kırıklığı hemen sonrasında da şefkat gördüm. Gitti hemen Defne'yi oturduğu yerden kaldırıp sarıldı ama kucaklama şeklinde sakin bir sarılma değil, kızı resmen içine alırcasına bir sarılmaydı o. Kulağına birkaç bir şey fısıldaması ve minik öpücükler sonrasında Defne'nin histerik ağlaması minik iç çekişlere döndü. Bizim Demet'le dakikalarca yapamadığımızı Batu birkaç saniyede yapmış oldu. O an bile yaşadığım bir şok oldu adeta. Bu nasıl büyük bir aşk diye düşünmeden edemedim ki ben bu tür duygulara inanan biri değilim. Defne'nin makyajını yeniden yapıp o gün daha hiç konusunu açmadık o halinin. Hatta birçok fotoğrafta gülen ama kırmızı gözlü bir Defne var desem çok doğru olur. Kuaförde o kadar para verilerek yapılan makyajın tamamını silip yeni bir makyaj yapılsa da o gözler hemen düzelir gibi değildi. Düğünden 3 gün sonra konuştuğumuzda sordum o an neler olduğunu. Altından kalkamayacağı bir işin içine girmek üzere olduğunu, omuzlarında büyük bir yük hissettiğini ve nefes alamadığını anlattı. Hatta bana anlatırken bile anlamsız geldiğini düşündüğü diğer başka birçok şey geçmiş aklından. Batu'yu gördüğü anda yalnız olmadığını ve o olduğu sürece her şeyin altından kalkabileceğini hissettiğini anlattı. Hatta sonra bir tur daha Defne'nin Batu'ya aşkını telefonda dinledim desem doğru olur. Önceden bunu bile dinlemek garip gelirdi ama şimdi bu ikisi için birbirlerinden başka kimse olamazdı diyorum. Çıkacaksa karşıma ben de bu tür duygular besleyeceğim birini istiyorum. Yoksa olmasa da olur gibi duruyor.

20 Ekim 2017 Cuma

O zaman tatil başlar

Tatilim resmen başladı. İki ayrı çantam hazır bir şekilde odanın bir kenarında duruyor. Bizimkilerin resmi olarak evlenmesine 1, bunu cümle aleme duyurup eğlenmesine 2 gün kaldı. Hala çok garip geliyor nedense. Tamam evlenen tanıdıklarım oldu okuldan falan ama bu ne bileyim inanması çok güç geliyor. Yarın nasıl olacak? Ben ne yapacağım? Defne'nin kafasından neler geçiyor çok merak ediyorum. Her şey hazır artık sadece nikah ve düğün kaldı ki şu geçilen yolları düşününce en minik detaylar sanki o ikisiymiş gibi geliyor. Düğünden sonraki gün sabaha karşı gideceğim onun için de her şey hazır ama sanki evlenen benmişim gibi kafam karışık. Sempatik hamilelik sendromu gibi bir şey oldu sanırım bende. Nikah ve düğün sonrası zamanım olmaz muhtemelen ama en yakın zamanda tekrar döneceğime emin olabilirsiniz. En kötü not defterlerini doldurur dönünce yayınlarım neler olduğunu. Ama habersiz bırakmam, istesem de bırakamam çünkü Mine ben bu şekilde konuşunca anlamıyor beni...

15 Ekim 2017 Pazar

Şarap gecesi

Üniversite zamanında izlediğim dizi ve filmlerden özendiğim ve hayatıma geçirdiğim şeylerden biridir şarap gecesi yapmak. Sürekli yaptığım bir şey değil tabi, bana kalsa ayda bir kere illa yaparım ama şartlar bu konuda pek elverişli değil. Bunun en başında da aile faktörü var. Annemin kesinlikle sevmediği bir şeydir evde alkol olması ve fark ettiğinde de pek güzel şeyler olmaz zaten. Ama annem evde değil... 2 gün önce kardeşiyle alakalı bir konudan kaynaklı gitti ve ne zaman döneceği de belli değil. Tabi ben durur muyum böyle bir şey söz konusu oluyor da? Durmadım tabi! Alkol çok tüketen, çok seven bir insan değilimdir ama böyle mayhoş tatlara bayılıyorum. Neyse, kendi evimdeyken bu etkinliğimi iki haftada bir ya da ayda bir evde yalnızken ya da sadece Defne ya da Mine varken yapardım. Sadece iki kere bu ortama başka birilerini almayı denedim ki onlarla da yeterince zevk verdiğini söyleyemem. Hayır yani sırf merak ettiği için kendini zorla davet ettiren bir sınıf arkadaşım vardı ve bütün gece "ay sizin normal halinizi bilmesem elit insanlar sanırdım sizi" şeklinde yersiz benzetmeler yaparak gecemizi mahvetmişti. Şimdi de hazır evde yalnızken yapayım dedim ve Mine ve Defne'yi aradım bana katılmak ister misiniz diye. Defne'nin bunun için şehir değiştirmesi gerekiyordu aslında ama Batu faktörü baş göstermese gelirdi, gelemedi. Mine de işlerini ayarlayıp yanımda bitti hemen. Henüz kimseye söyleme fırsatı bulamadığım komşu çocuğunda bahsettim Mine'ye ve bizim kız neye uğradığını şaşırdı. Bende çok eskiden gördüğü bir heyecanı gördüğünü bu yüzden çocuğu çok merak ettiğini söyledi. Alkolün etkisiyle bir an çocuğun kapısını çalacak sandım ki bir ara gerçekten yapacak gibiydi. Nasıl tuttum emin değilim! Kafa topladığım bir başka gündü bu da ki bir süredir bu şekilde şeylere o kadar ihtiyacım vardı ki bu şekilde devam ediyor olsam işten ayrılacaktım. Kendimi dinlenmiş ve yenilenmiş hissediyorum! Bu arada anladım ki ben üzgün ya da sinirliysem blog yazamıyorum. Neden bilmiyorum ama kafam rahatsa, mutluysam ya da ilgilenmem gereken işler birikmemişse blogdan çıkmak istemiyorum. Şu anda öyleyim hatta. Gecenin bir yarısı Mine'nin babası onu eve çağırınca tek gidebilecek durumda olmadığı için ben de gittim ve geri yürüdüm. Çok uzak mesafeler değil evlerimizin arası 3-4 km civarı bir şey ama şarkı söylemek isteyen sarhoş bir arkadaşla o yolu yürümek oldukça zordu. Yine de o noktası bile çok güzeldi. Yalnız yaşamam lazım benim. Her türlü dinlenebiliyorum bu şekilde ama diğer türlü sadece yoruluyorum.

13 Ekim 2017 Cuma

Bu yolun sonu friendzone

Arkadaşlar ben bir şeyleri beceremiyorum. İlgimi çok belli etmeyeyim diyorum aslında daha yeni tanıştığımız için ama kendimi başka türlü de göstermezsem bu işin sonu enseye şaplak muhabbetine dönecek gibi. Aslında şikayetçi olmam, yakın olalım ama başka türlü yakın olma isteğimi ne yapacağız? Şimdi ailesi de var yanında yani tetikte "acaba eve kız alacak mı" diye gezinmiyorum ortalarda ama iyi çocuk, hoş çocuk İstanbul'da o çocuğu boş bırakmazlar. Misal ben, boş bırakmıyorum. Çocukla tanışalı daha 10 gün oldu neredeyse ve bütün klişeleri yaptım diyebilirim. Çocuğu boş bulduğum her yerde sohbete tutuyorum. Bugün eve dönerken sokağın başında karşılaştık. Nasıl yorgundum anlatmaya kelimeler yetmez ama baktım o gayet dinç duruyor bizim çocukların beni çağırdığı yere ben de onu çağırdım. Bizimkiler çağırdığında reddedip daha sonra "kalkmayın, yanımda biriyle geliyorum" diye mesaj atmam baya şüphe uyandırdı ama haftada bir ders sonu sohbet etmeyi yada karşılaşırsak ayaküstü konuşmaları bekleyecek biri de değilim. Çağırdığımda hemen kabul etmeyeceğini biliyordum aslında ama çok zorlamayacak şekilde "yeni yerler öğrenmiş olursun bak çok kafa çocuklardır" dedim bekledim. Yine "yok ya" deseydi kös kös o yorgunlukla tek gidecektim ama kabul etti. Eve iki adım kala bizim çocukların yanına gittik. Sevdiğim, güvendiğim 4-5 kişi var zaten diye rahatlıkla soktum o ortama tabi. Dershane ve liseden kalan arkadaşlar benim bir kızla geleceğimi düşünmüş olacaklar ki yanımda komşu çocuğunu görünce şok yaşadılar. Nasıl sıcak kanlı bir yapısı varsa çocuk anında ortama ayak uydurdu. Ben bile yıllardır tanıdığım kişiler olduğu halde o derece adapte olamıyorum ilk gittiğimde ama o hiç öyle mi? Diyorum ya İstanbul'da boş bırakmazlar bu çocuğu diye. Yine neler yapıyorsun, nereden geldin, çalışıyor musun sorularıyla komşu çocuğunu tanıdılar bizimkiler daha sonra imalı sözlerle "sevgilin var mı?" diye sordular. Bizimkiler adına ben utandım doğrusu... Neyse bütün akşam ne oldu dersiniz eğer, çok basit ama yine çok hoş sohbet ettik. Minik el temaslarımız oldu ama friendzonea düştüm ya da düşüyorum. Hayır yani aptal değil ya anlamıştır duygularımı ama bozmak istemediği için duruyordur... Sanırım resmen artık "arkadaş" kategorisindeyim... İşin üzücü kısmı bugün hatta şuan bile aşırı yorgun ve uykuluyum ama onunla olacağım diye yaptığım şey yüzünden yarın ölü olarak gideceğim işe gibi görünüyor. 

10 Ekim 2017 Salı

O zaman dersler başlasın

Bugün üniversitenin ilk yılı oldukça güzel bir para verip sadece 2 ay kullandığım çellomu tozlu raflardan alıp kursun yolunu tuttum. Zamanında apocalyptica hayranı küçük bir ergen olduğum için kesinlikle bu müzik aletini öğrenmem gerekiyor diyordum ama lisede üniversite sınavının çalışma yoğunluğunda üniversitede de derslerin yoğunluğu yüzünden askıda kalmıştı derslerim. Zaten daha sonra da benim öyle bir müzik aletim olduğunu bile unutmuştum. Şimdi bile nasıl tutacağımı unuttuğumu söyleyebilirim. Tekrar elime alınca ilk günün heyecanı içimi yine doldurdu ama bu yaşımdan sonra yapabilir miyim diye korkum yok desem yalan olur. Komşu çocuğu bu konuda oldukça destekçi olsa da biraz kendine güven eksikliği yaşıyorum. Bakalım bu sefer de bir heves gibi 2-3 ay devam edip bitecek mi yoksa bir tutku misali elden ayaktan düşene kadar benimle mi gelecek bekleyip göreceğiz. Bir de şöyle bir detay var, gün içinde çalıştığım için kursta en son ders benimki ve komşu çocuğuyla birlikte eve dönüyoruz. Bu işi sürekliliğe bağlarsam eğer onunla o istediğim yakınlığı elde edebilirmişim gibi geliyor, bilmiyorum nasıl olacak. Bugün bile dönerken oldukça konuşma fırsatımız oldu ki kendimi daha fazla konuşmayı istemekten alıkoyamıyorum. Çok hevesli ya da çok ilgisiz kalma çizgisini korumaya çalışırken resmen ölüp ölüp diriliyorum. Zaten o da gerçekten çok düzgün bir çocuk mu yoksa daha yeni tanıştığımız için mi bu derece kibar emin olamıyorum ama korkutmak da istemiyorum. Çocuğun yakasına yapışıp sevgili olalım demeyeceğim belki ama yanlış bir hareket yüzünden güzel bir arkadaşlığı da mahvedebilirim sonuçta. Sanırım zamanla öğreneceğim aslında nasıl biri olduğunu ama hemen hemen öğrenmek istiyorum! Şuan için onunla ilgili öğrendiğim en büyük detay geçen sene nişan atmış olması ve "nasıl böyle erken karar vermeye zorladı beni anlamadım bile, oysa ikimiz de çok genciz" demesi. Kız işini biliyormuş anlaşılan ki çocuk ayrılana kadar evlilik yoluna nasıl girdiğini anlamamış bile. Konuya da çok ilginç bir yerden giriş yaptık hatta. Nerede ne okuduğumu ve nerelere gittiğimizi konuşurken birkaç aylık bir macera olarak lisenin son senesi ablamın yükseklisans yaptığı şehre taşındığımı okula pek gitmediğimi sadece sınavlara çalıştığımı arada İstanbul'a gelip gittiğimi söyledim. O da şaşkın bir şekilde oranın insanı çok zor, çok garip ne yaptın orada demesiyle başladı konuşma. Sevgilisinin okul için onunla aynı yere gidene kadar yaşadığı şehirmiş orası. Çok ilginç konulardan çok ilginç noktalara değiniyoruz ikimiz de. Hal böyle olunca benim ilgi ve merakım da artıyor. Nereye gidecek bu iş büyük merak içindeyim. 

6 Ekim 2017 Cuma

Yalnız ben sonbahar insanıydım...

Daha önce bahsettim mi hatırlamıyorum ama sonbahar benim kendimi en iyi hissettiğim mevsimdir. Her ayında kendimi ayrı huzurlu hissederim hatta ağaçların dökülen yaprakları benim için omuzlarımdan giden bir yük hissini verir. Kısaca çok seviyorum bu ne çok sıcak ne de çok soğuk olan mevsimi ama bu sene yazın gelmemesi gibi sonbahar da eskisi gibi gelmedi! Havalardan bahsetmek istemiyorum siz de zaten yaşıyor ve biliyorsunuz ama şu soğuklar yüzünden neler çekiyorum bir görseniz. Arkadaşların peşinde gezinirken titremeler mi dersiniz yoksa grip mi her şey var. Kendimi evde yatağa bağlamak istiyorum desem yalan olmaz. Geçen gün markete gittim bir şeyler almaya ama tamamen kendim için içecek bir şeyler olsun abur cubur olsun o tür şeyler almaya. Tam kalori dolu bir rafın önündeyken çıktı karşıma yine. Ayak üstü selamlaşma naberler nasılsınlar derken birlikte alışverişe devam etmeye başladık. Ben insan gibi abur cubur almadığım için misafirim olduğunu düşünmüş. Tatlım bu gördüğün hiçbir şey, benim evde stok yaptığım zamanı görsen ağlarsın demek istedim ama oldukça şirin ve hanımefendi bir tavırla kendimi tanıttığım için bozuntuya vermedim. O da 3 gün geçmesine rağmen evin temel ihtiyaçlarını karşılamayı bitirememiş anlaşılan ki aldığı şeyler tam böyle temel mutfak eşyalarıydı. Ailesinin ne zaman geleceğini sordum haftasonu geliyorlar dedi biraz buruk bir şekilde. Ben sandım ki ailesinden ayrılmak hoşuna gitmediği için o şekilde söyledi ama o baya baya yalnız yaşamak istediği için ailesinin gelmesini dert etmiş durumda. Aynı şeyleri ben de 2 sene önce yaşadım, insan öyle ya da böyle alışıyor bu duruma dedim güldük. Yine konuşmamız sırasında benden 5 ay kadar küçük olduğunu öğrendim. Kendimden küçüklere ilgi duymak aslında pek huyum olmasa da durumdan şikayetçi olduğum pek söylenemez doğrusu. Kurs hakkında birkaç bir şeyler daha sordum şirin şirin "sana evde de gösterebilirim zaten temelin var, ilerletmek istersen kursa gelirsin" dedi ama kabul etmedim illa o parayı vereceğim!  Hem onun da işine yaramış olurum telefonda kursla konuştuğumda genelde hocanın boş olduğunu, az öğrencisi olduğunu öğrendim. İçimden de "o merak etmesin ben başlayayım bütün çevremi de sokarım oraya" diye düşünmedim desem yalan olur. Biraz daha sohbet etmek istesem de marketle ev arasında 10 dakikalık bir mesafe olduğu için hemen dağılmış olduk. Her karşılaşmada böyle böyle hakkında bir şeyler öğrensem sanırım yaklaşık bir 10 yıla sevgili olabilecek seviyeye geliriz. Yalnız eve gelince fark ettim; yün çoraplarım, kalın taytım, kapşunlu sweatshirtüm ve onu üzerie giydiğim yün hırka aynı zamada makyajın zerresi olmayan yüzümle biraz zor bu durum. Tamam en kötü halim değildi ama yine de beni bu şekilde görmesini istemezdim doğrusu. Ahh ah bu sonbahar neden bu şekilde geçiyor ki?

4 Ekim 2017 Çarşamba

Sen kimlerdensin

Bugün eve gelirken apartmanın önünde kocaman bir araç ve insanlar görünce anladım apartmana birinin taşındığını. Bizim apartmanın sakinleri düşünüldüğünde en genç daire bizimki diyebilirim. Genel yaş ortalamasını baz alırsak 70 civarı bir sayı çıkar ki bu rakamı 70e indiren ben ve abim. Taşınan kişilerin de aynı şekilde yaşını başını almış bir çift olduğunu düşünmüştüm ki çok da öyle olmadığını biraz kurcalayınca anlamış oldum. İlk önce oradan oraya koşturan genç bir çocuk görünce oldukça şaşırdım çünkü kimse bizim sokağa yalnız bir genç olarak taşınmaz. Anında teyzeler basar o evi ki ev sahibi eski komşumuz olduğu için bekara ev vermeyeceğini de biliyordum. Yalan söylemeyeceğim, çocuğu gördüğüm an aklımdan geçen ilk şey "acaba yeni evli falan mı? Eşi nerededir ki? Çok hoş çocukmuş" oldu. Merdivenlerde yamahanın akustik duvar piyanolarından birini taşıdıklarını gördüğümde kalbimden vurulmuşa döndüğümü söyleyebilirim! Çocuğun hala evli olduğunu düşündüğüm için gidip konuşma başlatma konusunda baya bir tereddüt etsem de sormadan asla öğrenemem diyerek gittim yanına sanki her şey ortada değilmiş gibi "yeni taşınıyorsunuz sanırım" diye şirin şirin sordum. Kim bilir kaç saattir adamlarla uğraştığından olsa gerek biraz bıkmış bir halde olsa da gayet güler yüzle konuştu benimle aynı zamanda adamları kontrol etti. Başına dert olmayayım çocuğun işlerini halletsin diye klasik yardım teklifimi sunup evime girdim ama görseniz cama yapıştım izliyorum, yan daireyi dinlemeye çalışıyorum falan baya liseli merakıyla izliyorum çocuğu. 

Akşam olduğunda baktım çocuk hala tek, geleni gideni yok annemin abim için yaptığı keki kestim koydum bir kaba anneme de "insanlar şimdi yorgundur bir şeyler atıştırsınlar" gibi bir şeyler dedim. Kadın "e yemeğe çağıralım o kadar endişelendiysen" dedi ama tanımadığım etmediğim adamı da evimize alacak halim yok. Hiç sevmem gereksiz yere kurulan misafir sofralarını. Elimde kek gittim çaldım kapıyı arada da anneme bakıyorum kadın yanlış fikirlere kapılmasın diye çünkü beni bir erkekle görmeyeli oldukça uzun zaman oluyor. Artık erkek sinek geçse yanımdan "ee Cha ne diyorsun" modunda geziniyor. Neyse gittim kapıya çaldım dedim bir şeyler atıştırmak istersiniz belki ehe ehe  falan diyorum ama görseniz siz benim adıma utanırsınız. Amacım da kapı önünde ayaküstü gerekli bilgileri alıp dönmek yani çok durmama gerek yok diyorum kendime ama çocuk teşekkür edip bir de içeri çağırmaz mı! Girmeyecektim aslında ama baktım cebimde evin anahtarı var girdim hemen. Minik bir sohbet muhabbet sırasında ailesiyle yaşayacağını ama onların İstanbul'a daha gelmediğini, kendisinin yükseklisans yapacağını ve müzik öğretmeni olduğunu öğrendim. Piyano dikkatimi çekmişti zaten diyince bir de çellosu olduğunu söyledi hatta şakayla karışık "sesten kusura bakmazsınız artık" dedi. Aslında kendisi birkaç aydır buradaymış hatta bir kursta özel ders bile vermeye başlamış boş zamanlarını değerlendirmek için ama evin ayarlanması, eşyaların gelmesi derken anca taşınabildiklerini söyledi. Daha doğru dürüst kimseyi tanımadığını da söyleyince gözlerim yerinden çıkacaktı neredeyse. Müziğin her kızı olmasa da büyük bir kitleyi kendine çektiği gibi bir gerçek var malum. Ben de ilgili olduğumu göstermek için konuşmaya hemen üniversiteye başladığımda ben de bir hevesle çelloya başladım ama devam edemedim diye konuşunca hemen "çellon varsa ben yardımcı olurum sana" dedi. Kendime zaman geçirmek için yeni şeyler ararken tam karşıma öğretmenin oturması gerçekten benim şansım sanırım. Dersleri nerede nasıl verdiğini sorup kursunun adresini alıp hoş bir sohbetten sonra eve geçtim. Konuşma yaklaşık yarım saat sürse de içim kıpır kıpır oldu desem yeri. Sanırım ben bu çocuğu tanımak istiyorum. 

29 Eylül 2017 Cuma

Büyük düğün kapıda...

Evlenen ben değilim tabi. Benim evliliğim daha yakın gelecekte pek mümkün görünmüyor ki hala istediğimden de emin değilim -hoş istemek için hayatımda biri olması lazım o ayrı mesele- Evlenen çiftimiz hatırlar mısınız emin değilim ama Batu ve Defne. Buralara gelip yazma fırsatım olmamış olsa da neler oldu neler şu evlilik yolunda. Aynı evde kalıp dünyanın en mutlu ve uyumlu çifti olarak yaşayan çiftimiz evlilik teklifi, aileye söyleme, ailelerin tanışması ve nişandan sonra nasıl çatırdamalar yaşadı görmeyen bilemez. Zaman zaman Defne kaçtı geldi yanıma Batu aldı götürdü eve bazen de Batu sinir krizleri geçirdi. Olayların da hiçbiri ikisinden kaynaklı değil üstelik. Aile faktörü işin içine girdiğinden beri hayat çocukların burunlarından geldi diyebilirim. Defne'nin ailesi Defne'nin bir ilişkisi olduğunu ve bu yüzden işi bile okuduğumuz şehirde bulduğunu biliyordu ama birlikte yaşadıklarını bilmiyordu. Batu'nun ailesi zaten muhafazakar bir aile ve oğullarının arkadaşı olduğunu sandıkları kızın sevgilisi olduğunu öğrenince bir şok yaşadılar bir de sonradan nasıl öğrenmişlerse birlikte kaldıklarını öğrenmişler falan bir sürü gereksiz tartışma çıktı aileler arasında. Bizim çocukların arada kalmaları olsun alttan almaları aynı zamanda evlilik hazırlıkları derken ayrı ayrı kafaları yandı. Hatta bir ara yüzükler bile atıldı da neyse ki birbirlerinden ayrı kalamayan çiftimiz toparlayabildiler durumu. Birkaç ayda yaşadıkları şu olayların çeyreğini ilişkinin tamamı boyunca yaşamamışlardır ama aileler de artık duruma alışmış olacak ki çocuklara daha fazla karışmıyorlar. Hayır yani benim anlamadığım biz zamanında topluca Batu'nun ailesinin yanına gidip onlarda kalmıştık hatta anne babası çok güzel davranmıştı çocuklarını bize emanet etmişlerdi ama iş evliliğe gelince bir farklı şeyler çıktı resmen içlerinden. Defne'nin ailesi de aynı şekilde. Arkadaşlarken sorun yok ama iş sevgililik hatta evliliğe gelince yok onun osu var yok bunun busu var, yok o öyle kız yok çocuk böyle çocuk vs. resmen dur diyemediler kendilerine. Sonuç olarak evlilik geldi dayandı kapıya ve kendimi o şahit koltuğunda görecek olmak nasıl diyeyim beni biraz korkutuyor. Tamam evlenen ben değilim ama en yakın arkadaşımın evliliğine şahit olacak olmak kendimi biraz garip hissettiriyor. Neyse ki uzun zamandır hayallerini kurduğum yıllık iznime düğünden 2 gün önce başlayıp düğünden hemen sonra balayı çiftini de yollayıp kendimi ver elini Avrupa diyerek tatile çıkaracağım. Bu sefer yalnız olmayacağım tabi o ayrı mesele. Bakalım bu sonbahar neler getirecek bize.

18 Eylül 2017 Pazartesi

Sinema günü

Bir süredir yalnız zaman geçirebilmek için fırsat kolladığım gibi bir gerçek var. Çevresi insanlarla dolu, aşırı popüler ve telefonu asla susmayan biri değilim ama işle çok zaman geçirince kalan zamanda arkadaş ve aileyi sığdırmak biraz zor olabiliyor. E arkadaşlarım ilgi bekliyor, ailem ilgi bekliyor, işler birikiyor derken kendimle zaman geçiremez oldum. Yazın bütününde sanki hiç tatil yapmamışım da sadece çalışıp küçük kaçamaklar yapınca beynim patlar duruma geldi ve bir pazarı tamamen kendime ayırdım. Normal günde kahvaltı etmeyen ben pazar kahvaltısı için sabah 9'da evden çıktım. Annemin arkamdan laf ettiğini duydum tabi ama bir gün dedim, sadece bir gün için kimsenin yakınmasını ya da tribini dikkate almayacağım! Telefonumu sessize aldım, çantama aylar önce aldığım ama işe giderken yolda bile okuyamadığım kitabımı attım çıktım. Kahvaltıdan sonra bir boşluğa düşmedim desem yalan olur ve o ara es kaza telefonuma bakıp gelen 1-2 maili gördüm. Pazar günü bari rahat bırakın diyerek bildirimleri kapatsam da bütün gün o maillere bakmamak için kendimi ciddi anlamda zor tuttum. Neyse bütün gün dışarıda tek başına ne yapılır diye düşünürken aklıma vizyona yeni giren filmlere bakmak geldi ki It'i görünce hemen ilk seansına atladım en yakın sinemada. Aslında korktum dersem biraz yalan olur ama film gerçekten beni etkiledi diyebilirim. Kitabı okumadan gittiğim için başta biraz kendime ihanet etmiş gibi hissettim doğrusu ama daha sonra fark ettim ki kitabı okumam mümkün değil. En son Josh Malerman'ın Gölün Dibindeki Ev'ini okurken yaşadığım nefes darlığını düşününce Stephen King'in de farklı bir etkisi olmayacağına karar verdim. Filmi kitaba göre mi devam ettirecekler merak ediyorum doğrusu ama benim oldukça beğendiğim bir gerçek. Daha sonra kendime "madem korku filminden çıktım o zaman şimdi biraz eğlenelim" diyerek bu sefer de Despicable Me'ye girdim ki o minionlara bayıldığımı söylemem lazım. İlk filmde salon neredeyse boştu -pazar ilk seans olduğu için muhtemelen- ama ikinci filmde salon genç ve çocuk kaynıyordu. Öyle ki kendimi biraz yaşlı bile hissetmiş olabilirim. Onda da 80'ler ve 90'lar müziklerinin de katkılarıyla baya eğlendim. Daha sonra acıktığıma karar verip çok uzaklaşmadan bir yerlerde bir şeyler yedim ve son seansa bir bilet daha aldım. Daha önce Labirent filmiyle beni fazlasıyla üzen Dylan O'Brien'a bir şans daha vermek istediğim için gittiğim American Assassin tam bir hayal kırıklığı oldu diyebilirim. Aslında konusuna bakınca klişelerle dolu bir film olduğunu anlamıştım ama izleyince sıkıntıdan taklalar attım oturduğum yerde. Bir de 1-2 kelime Türkçe konuştu diye salonda kendinden geçen birkaç genç kızımızı görünce iyice fenalar bastı ama bunun filmle alakası yok tabi. İşin bir başka ilginç kısmı 24 yıldır Türkiye'de yaşayan Türkçe konuşan bir birey olduğum halde filmde Türkçe bölümlerde altyazı olmadığı için o kısımlardan tek bir kelime bile anlamadım. İngilizcem harika değildir belki ama normal diyaloglarda Türkçede yaşadığım zorluğu yaşamadım. Bütüne bakınca ortalama bir filmdi ama kendisi. Malum, her sene Amerika bu tarz ve konuya sahip bir film yapıp baş rol olarak da gözde yakışıklılardan birini koymazsa içi rahat etmiyor, geceleri gözüne uyku girmiyor. Keşke bu senenin son aksiyon filmini Dunkirk'te bıraksaydım. En azından Nolan'ın olay işleyişi beni kendine çekmiş ve tek bir sahnede bile sıkılmadan Dunkirk'ü zirveye taşımıştım. Son izlediklerim arasında hiç kötü film yok diyebiliyordum. Neyse artık American Assassin'in de seveni vardır herhalde diye daha fazla bir şey demiyorum. Sabahtan akşama kadar dışarıda olduğum için aslında ayaklarımda minik bir sızı var ama kafamın içindeki sesler susmuş gibi hissediyorum. Belki %100'lük bir dinlenme olmadı ama bir güne üç film ve bir de kitap sığdırmış olmak kendimde bir şeyler başarmış hissi uyandırdı. Kitap nedir diye sorarsanız da Stefan Zweig'in Bir Kadının Yaşamından Yirmidört Saat. Onu beğendin mi diye soracak olursanız evet, beğendim. Zaten son zamanlarda İş Bankası Yayınları benim sayemde kazanıyor gibi bir şey. Stefan Zweig benim son 6 aylık dönemde favori yazarlarımdan biri oldu. Boş buldukça kendimi onun kitaplarına atıyorum.

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Tek başıma tatile gitmedim demem artık

Tek başına ne tatili dediğinizi duyar gibiyim. Özellikle aylarca bir şey yazmadıktan sonra ki aslında yazmıyor değilim, yazıyorum ama yayınlamıyorum, nereden çıktı bu diyorsunuz sanki. Öncelikle bir açıklama yapmam gerekiyormuş gibi hissediyorum neden yazıp yayınlamadığımla ilgili. Kendimi işe fazla adayıp asosyalleşmem, arkadaşlarıma yeterli zaman ayırmamam ve asıl kendime yeterince zaman ayırmadığım için blogda yazdığım yazıların neredeyse hepsi ben daha yazarken beni boğduğundan yayınlamak istemedim. Birçoğunu taslak olarak bile tutmuyorum ama neyse artık o zamanların bir önemi yok, geçmişte kaldı ne de olsa. Şimdi tek başıma gittiğim tatilimden bahsedecek olursam eğer olay tam olarak şu şekilde gerçekleşti. Aynı yerde çalıştığım arkadaşların biriyle kendi içimizde biraz gizli bir plan yaptık. 2-3 gün izin alıp bir yerlerde tatil yapalım şeklinde konuştuk işte. Gizli yapmamızın sebebi hem o arkadaşla aramda bir şey olduğunu düşünmesinler istemem aynı zamanda tatile 2 en fazla 3 kişi olarak gitmek istememiz. Zaten çok uzun zamandır kafamda milyonlarca ses olduğu için sessizlik istedim anlayacağınız. Aslında 2 ay önceden Didim'de hoş butik bir otelle konuşmuş olsak da İstanbul'dan Aydın'a 3 günlüğüne gitmeyi gözümüz yemedi biz de Ağva'ya gidelim hem acil bir şey olursa dönmesi kolay olur dedik -düşünün böyle bir işkoliklik- Telefonla rezervasyonumuzu yaptırdık her şeyi ayarladık ben gerekli ekipmanların alışverişini yaptım derken yola çıkacağımız gün bizim çocuk demez mi "Cha kusura bakma benim ailevi bir sorunum oldu, gelemeyeceğim..." telefonda öylece kaldım "e ben şimdi ne yapacağım evde? Kafayı yerim bütün gün..." Bir de anneme işle alakalı bir gezi olduğunu ama gitmişken 2 gün de ben kendim kalacağımı söyledim yani öyle ya da böyle 1 günlüğüne ortadan kaybolmam gerekiyor. Bir anlık gazla hazır rezervasyon varken gideceğim dedim ve oteli tekrar aradım ve 2 kişilik rezervasyonun 1 kişiye indiğini bunun sorun olup olmayacağını sordum. Küçük ve çok da yoğun bir yer olmadığı için sorun olmadığını söylediler ben de kalktım gittim. Normalde deniz deniz diye ölmem gerekirdi ama kendimi attım doğanın içine ormandan çıkmadım resmen. Arada havuza girdim, kitabımı okudum, az uyudum ama 3 günümün tadını o kadar güzel çıkardım ki. Otelin sahipleri sevgilimden ayrıldığımı bu yüzden yalnız geldiğimi falan düşündü ama olsun. Onların "siz gençsiniz olur böyle şeyler" öğütleri bile rahatlattı beni. O arkadaşla gitsem belki bu derece dinlenmiş olmayacaktım ama şu an o kadar eskisi gibi enerjik hissediyorum ki getirsinler bütün angarya işleri hallederim hepsini. 

12 Mart 2017 Pazar

2 dakikaya 1 yıl

Bazı insanlar başkalarının hayatlarıyla oynamayı çok seviyor. Bugün bir çoğunuzun bildiği üzere YGS vardı ve Türkiye nüfusunun yüzde bilmem kaçı bu sınava girerek kendini denemeyi, iyi bir üniversiteye girmeyi vb. hedeflerle bir şeyler yapmaya başladı. Ajitasyona hiç gerek yok herkes biliyor sınav giriş ücretinden tutun dershaneler, özel dersler ve sınav için yapılan diğer her şey için aileler etrafa para saçıp duruyor ya da durumu olmayanlar ellerinden geldiğince bir şeyler yapıyor ama empati yoksunu insanlar bunları hiçe sayarak koskoca bir yılı ve verilmiş onca emeği çöpe atıyor. Neden ve nasıl mı? Şöyle, her sene sınava girmek benim için bir ritüel haline geldiği için bu sene de kayıt yaptırdım. Bir okula yazılma hedefi ya da başka bir düşüncem olmasa da sınava girmek bilgilerimi sanki taze tutuyormuş gibi hissettiriyor bana yani sınava girmek ya da girmemek benim herhangi bir kaybıma neden olmayacak bir durum. Evimden arabayla yaklaşık 1 saat uzaklıktaki sınav yerime ulaşmam ne kadar erken çıkmış olursam olayım trafik, kazalar ve trafik ışıkları gibi benim elimde olmayan nedenlerden uzadı ve sınav olacağım yere tam 9:47de vardım. Kapıda neyle mi karşılaştım? Ağlayarak güvenliğe "yıllardır hazırlanıyorum, ne olur içeriye gireyim" diye yalvaran küçük bir kız. Benden hemen önce gelmiş ve içeriye almamışlar. Neden çünkü o geldiğinde sınavın başlamasına 14 dakika varmış. 15 dakika kuralı olduğu için de içeriye alınamazmış... Benim de arkamdan yine koşarak 4 kişi daha geldi ki hepsi nefes nefese benim de biraz önce geldiğim kaza kaynaklı trafikte inip koşarak sınav yerine gelmişler. Benden önce gelen kız evinin çok uzak olduğu, trafiğin yoğunluğundan da kaynaklı bu saatte gelebildiğini söylemeye çalışsa da güvenlik "bana da aynısını söylediler ben 1 saat önce buradaydım" diyerek bir yılı çöpe giden kızın sinirlerini iyice alt üst etti. Sınava yetişmek için koşan diğer çocuklar da aynı şekilde oturdukları semtleri söyleyerek bir şans elde etmek isteseler de hiçbirimiz sınava alınmadık. Böylece sadece 2 dakikayla 5 gencin 1 yıllarını çöpe atmış oldular. Bundan 4 sene önce koşarak sınava yetişmeye çalıştığım hatta sınavın başlamasına 2 dakika kala nefes nefese sıraya oturduğumu hatırlıyorum. Görevli öğretmenlerden biri kantinden su almış ve kimseyi rahatsız etmeden sırama koymuştu sınav başladığında. Sınav bittikten sonra teşekkür edince sınavımın nasıl geçtiğini, panik yapmadığımı umduğunu söyleyip destek olmuştu hatta. Bir o zamanı bir de şimdiyi düşününce insan sinirlenmeden edemiyor. Üniversiteye girişte sadece sınavla insanlar ayıklanıyor diye düşünürdüm ama şimdi görüyorum ki insanları evlerinden 1 saat uzaklıktaki yerlere parasız-telefonsuz- yollayıp "geç kaldın giremezsin" diyerek de bu işi yapıyorlarmış.

12 Şubat 2017 Pazar

"Evet" dedim mi dedi o?

Şu an hem mutluyum hem de şaşkınım. Şaşkınlığım ve heyecanım o kadar büyük ki parmaklarım titrediğinden yazamıyorum bile. Kelimeler beynimde depar atıyor hatta onları yakalayamıyorum. Yarım saat kadar önce Defne whatsapptan bir fotoğraf attı ve fotoğrafta Batu'yu öptüğü ve tek elinin havada olduğunu gördüm. Kafamdan "bu kız şimdi ne diye attı ki bunu" derken o havadaki el dikkatimi çekti. Hemen aradım Defne'yi ve telefon daha çalmadan saniyesinde açıldı. Hani insanlar "efendim?", "alo" gibi belli kalıplaşmış kelimeleri kullanır ya, Defne direkt "EVET DEDİM CHA" diye çığlık atarak açtı telefonu. Nefes alamadım o an yatakta sağa sola dönmekle meşguldüm normalde ama yerimden kalkıp odayı turlamam gerekti. Sanki Batu bana evlenme teklif etti de heyecanlanmışım gibiydi oturuyorum, kalkıyorum, turluyorum, salona gidiyorum geri odaya giriyorum falan içim kıpır kıpır. Başkası olsa "emin misin bak evlilik diyoruz" falan derdim ama bahsi geçen kişi Batu! Abim Batu! En değerlilerimden olan Batu! Hala inanmakta zorluk çekiyorum. Eski yazılara baktım da şu yazımda nasıl şok yaşamışım ilişkilerini öğrendiğimde ki şimdi de benzer bir şok yaşatıyorlar bana. Telefonda anlık şoku atlattığımda teklif kısmını anlattığını ve büyük bir kısmı kaçırdığımı fark ettim ki o da biraz özel olduğu için anlatmıyorum. Batu benim bile bilmemi istemezdi muhtemelen ama hiç şansı yok! Her şeye ne zaman başlanacağını, işten hangi tarihler arasında izin almam gerektiğini nefes almadan sordum ve Defne sanırım ilk defa "Cha, sakin ol. Daha yeni teklif etti ne öyle hemen tarih belirleme falan" diyerek şu zamana kadar bana kurduğu en doğru cümleyi kurdu. Tabi bende çocuğunu evlendiren anne heyecanı olduğu için o an "ne demek konuşmadınız" desem de kız haklı. İlk önce Batu'nun gidip kendini Defne'nin babasına kabul ettirmesi gerekiyor. Bir sürü küçük angarya iş onları bekliyor ama yine de ikisinin böyle bir karar almış olması... Sanırım kalbim yerinden çıkacak. İkisinin birlikteliği... cümle kuramıyorum ama sırıtmaya devam ediyorum.

6 Şubat 2017 Pazartesi

Bana bu kadar benzemesi korkutucu

Ben küçükken cevabını bildiğim zor soruları sağda solsa gördüğüm herkese, özellikle anneme sorup ecel terleri döktürürdüm. Bu benim gün içerisindeki en büyük eğlencem olurdu ki hala bazılarını hatırlarım. Karşımdakinin beti benzi atardı küçücük bana nasıl doğru açıklamayı yapacaklarını düşünürken. Bir de olabilecek en kibar çocuklarını yetiştirmeye çalıştıkları için yanlışlıkla öğreneceğimiz bir kelimeyle bu "kibar çocuk" projeleri çöpe gidebilirdi. Küçükken okumayı sevmezdim ama araştırma yapmaya bayılırdım. Gereksiz bilgileri nereden olursa olsun alır, beynimin bir köşesinde bekletirdim ki en doğru anda o bilgiyi kullanabileyim. Eğitim programları, belgeseller, bazı kişisel gelişim kitapları vb. şeylerle oynar aynı zamanda sokakta koşup oynarken arkadaşlarımdan duyup öğrendiklerimi de tartar bir kenara koyardım. Anneme o tipik "bebekler nerden gelir" sorusunu bile sormuşluğum var. Hamile olan yengemi örnek göstererek "o bebek oraya nasıl girdi" diye sormuştum hatta. Cevabı biliyordum aslında, kendi çapımda masumca fikirlerim vardı çünkü bir köpeğin hamileliğini baştan sona anlatan bir belgesel izlemiştim ve hayvanların bizden bir farkı olmadığını hesaba katarak söz konusu bir birleşmeyi tahmin edebiliyordum. Tabi benim sorunun cevabını biliyor olduğumu annemin bilmemesi ve bana ne şekilde açıklayacağını şaşırması beni fazlaca eğlendirmişti. Bir benzerini birazcık daha büyükken babanneme yapmış ve ona da pedin açıklamasını yaptırmıştım. O da açıklamakta oldukça zorluk çekmişti çünkü 8-9 yaşında çocuk periyodik bir döngüyü, biyolojiyi nasıl anlasın? Dizilerde insanlar kan kaybından ölebiliyorken bu durumda o döngü kötü ve ölümcül bir şey olmalı değil mi? Bunun da cevabını biliyor ama karşımdakine karşı gelecek şekilde bana açıklamasını zorlaştıracak aptallıkta sorular sorup onu zora sokuyordum. Bu durumların  beni eğlendirdiği ama büyükleri eğlendirmediği bir gerçek tabi. Kendi evladım böyle olsa sevmezdim ben doğrusu ama sokağa da atmadılar bu şımarıklıkla beni. Helal olsun...
Şimdi bu nereden çıktı derseniz benim küçük hanım da benim yaptıklarımın aynılarını yapmaya başladı. Bazı özelliklerimiz var ki böyle bir benzerlik olmaz. Hayır çocuk benimle büyümedi ya da rol model aldığı benim küçüklüğümün nasıl olduğuna dair bir fikri yokken bu şekilde aynı yollardan geçmemiz kendimi bir garip hissettirdi. Kullandığımız cümlelerin birbirine olan benzerliği, hal ve hareketlerimiz kısaca sanki kuzenim değilmiş de çocuğummuş gibi. Ben ablama baya benzerim hatta yan yana olduğumuz bir fotoğrafta arkadaşlarından birçoğu ikiz olduğumuzu öne sürerek aksi bir cevabı kabul etmiyorlardı. Sebebi yüz hatlarımız ya da genler değil daha çok benim annemden çok ablamla büyümüş olmam ki bu da mimik ve tepkilerimizin aynı olmasına neden oldu. Bu kızın ablası da kesinlikle benim gibi değil, onu da örnek almıyor. Küçük hanımla gözle görülür benzerlikler olması beni biraz tedirgin ediyor. Özellikle onun babasını düşündüğümde benim yaptıklarımı yaparsa olacakları düşünmek bile istemiyorum.

31 Ocak 2017 Salı

Korku filmlerinden çıkmış gibi

İki hafta önce 10 basamaklı bir merdivenden yere serbest atlayış yaptığım için sağ kolumda küçük bir kas zedelenmesi yaşadım. Alçıya alınmadı ama bir kolluk taktık ve sağ kol iptal. Resmen hiçbir şey yapamadım! Kısıtlanmış hayat kadar korkuncu yok ki bunun en kötüsü duş kısmı oldu. Sadece iki hafta olmasına rağmen bakımsızlıktan resmen kendimden geçtim diyebilirim. Bu gün iki haftanın tam geçmesiyle yeter diyerek çıkardım kolluğu. Ağrı çekiyor muyum? Evet ama katlanamayacağım bir şey değil ve artık hareket edebilmek istiyorum. Annemin "yapma kızım", "zorlama kolunu kızım"ları bir etki etmeyince "ne halin varsa gör, ağrıyor diye bana yakınma sonra" diyerek o da serbest bıraktı beni zaten. Ben de aslında haftalar önce yaparım diye aldığım saç boyasını kullanma zamanım geldi diyerek acılar içinde saçımı boyadım. Gerçek anlamda acı çünkü omzumda bir sorun olmamasına rağmen dirseğim ve iç kısmı hareket ettirmemle güzel acılar çektirdi bana. Neyse, boyalı saçım ve yüz maskemle bilgisayar başına geçtiğim için ne kadar korkunç olduğumu tahmin bile edemezsiniz. Mine'yle konuşurduk ve fotoğraf atmamı istedi. Sonrasını siz düşünün zaten kız arayıp "o ne hal öyle? Evde öyle nasıl geziyorsun yazık annen kalp krizi geçirecek" diye dalga geçse de böyle şeylere ihtiyaç duyuyor insan arada. Aslında bu yazı boyanın süresi boyunca ellerimi kullanmam ve mümkün olduğunda kafamı kaşımamam için yazıldı denebilir çünkü çok kaşınıyor! Son 10 dakika... Boyarken çektiğim acıyı bir de yıkarken çekecek olmak çok korkutuyor doğrusu... Bir de kırmızı şarap maskesini duyan olmuş muydu? Ben yeni duydum ve çıkardığımda neyle karşılaşacağım konusunda biraz endişelerim var. Neyse artık en azından kokusu güzel. Mümkün olsa kendi suratımı yalar yutarım!

8 Ocak 2017 Pazar

İlk defa bu derece paylaşılamaz oldum

Benim minik sarışını az çok hatırlayanınız vardır. Kendisi benim ortanca dayımın 6 yaşındaki en küçük kızı ve aramızdaki iletişim fazlasıyla iyidir. Çalıştığım için ona yeterince zaman ayıramadığımı söylüyordu son zamanlarda ben de en sonunda tamam dedim dayımı arayıp bizde kalması için izin istedim pazar da kahvaltıya gelirsiniz bize diyerek biraz ağız yaptım. Ablasının bu durumu kıskanacağını onun da benimle vakit geçirmek istediğini söyleyince tamam o zaman kızların ikisini de işten sonra alırım dedim  annesine de haber verip akşamüstü gittim aldım kızları. Eve geldiğimizde küçük dayımın sanırım 1,5 yaşında olan kızı da bizdeydi. İşin ilginç kısmı o minikle o kadar yan yana olma şansımız olmadı ama beni biraz farklı görüyor sanırım ki bacağımdan ayrılmıyor. Küçün hanım onu görür görmez "Cha, hani bu gece sadece biz olacaktık" diyerek ilk tepkisini ortaya koydu. Onun gideceğini, gece bizim çok eğleneceğimizi söyleyerek biraz sakinleştirsem de bütün akşam boyunca yanıma gelen bebeği iteledi durdu. Yemek yicecektik annem rahat yesin diye ben kucağıma aldım bebeği almaz olaydım küçük hanım da kendi yemeğini bana yedirtti. Sonuç ne mi oldu? Açım! Herkes yedi ben bir şey yiyemedim. Neyse, peşimden bir saniye ayrılmayan minikler akşam akşam yordu beni. Çocuklarla iyi anlaşamıyorum bu bir gerçek ama kan mı çekiyor nedir kuzenlerim beni baya seviyor. Hani ben de seviyorum şimdi yalan olmasın baya eğlendiriyorlar beni o şapşal halleri ve konuşmalarıyla ama o kadar yani başka çocuk söz konusu olduğunda kesinlikle o hallere katlanamıyorum. İşin komik kısmı küçük hanım kendinden daha minikle beni kıskanırken o kadar efor sarf etti ki o gider gitmez uyuyakaldı. Ergenlik yolunda emin adımlarla ilerleyen ablasıyla sohbet etme fırsatı bulmuş olsak da bir türlü açamadığım bir içine kapanıklığı var. Yaşından kaynaklı sorunları vardır diye tahmin ediyorum ama sanırım onu daha çok yanıma alıcam. En basiti kendimden biliyorum o yaşlarımda ablam olmasa ne yapardım hiç bilmiyorum. 

7 Ocak 2017 Cumartesi

Ben nasıl sonbahar kızıyım?

23 yıldır kendimi sonbahar kızı diye tanıttım durdum. Eylülde doğduğum için en sevdiğim mevsim sonbahar dedim çünkü o daha çok ben gibi hissettiriyordu. Aslında hala çok farklı düşünmüyorum ama geçtiğimiz haftaların bana fark ettirdiği şey ne kadar soğuk olursa olsun ortada kar varsa ben mutluyum. Üşüyorum hatta çok üşüyorum, sokakta bir hayvan gördüğüm gibi alıp montumun içine sokasım, eve alasım ya da onu güvenli bir yere götüreyim istiyorum ama anca çantamdan çıkardığım mamayı veriyorum diye çok üzülüyorum ama kar yağarken ya da yağdığında ortalığın o ışıl ışıl görüntüsüne hayranım. Geçtiğimiz seneye kadar gittiğim okulum dağın tepesinde olmasıyla alıştım sanırım bu görüntüye. Şimdi bile saate bakmadan sokağa çıkıp minik bir yürüyüş yaptım ve bir kez daha oturduğum yerden kaynaklı bir gurur hissettim çünkü çevremizde ağaçları kesilmeyen tek sokak sanırım bizimki ve görsel şölen sunuyor sırf bu yüzden.
Geçtiğimiz haftalar boyu çok düşündüm, birçok yeni karar aldım ve uygulamaya başladım. Hala bir şeyler eksik çünkü eski Cha olabilmiş değilim ama ben de Lady gibi 2017 için kendime çok görev verdim. 2016 boyunca kendime verdiğim sözlerin hiçbirini neredeyse tutmadığımı fark ettim ve son aya sığdırabildiğimi sığdırdım. Yaptığım en büyük şey de Avusturya ziyaretim oldu. Orada bir tanıdığım mı vardı? Hayır. Birileriyle mi gittim? Hayır. Hayatım boyunca yaptığım en çılgınca şeydi tek başıma farklı bir ülkeye gitmek. 2016 için son karı orada gördüm hatta. Oradan liseden çok eski bir arkadaşın yanına Macaristan'a geçtim orada tek olmadığım için daha çok eğlendim sayılabilir ama Avusturya'nın yeri bende hep bambaşka olacak.  En çok üzüldüğüm nokta çok kısıtlı olan zamanım yüzünden gidemediğim başka yakın ülkeler oldu ki kapıyı bir kere açınca gerisi gelir umuduyla düşünmüyorum üstüne daha fazla. Mine'yi şimdiden ikna etmeye çalışıyorum hatta bir Balkan turu için de bakalım biraz zaman geçmeli onun için. Bir de maddi açıdan kendimi toparlamam gerekiyor tabi o ayrı mesele. Minik gezim çok planlı olmadığı için belimi güzel büktü doğrusu. Hatta normalde Macaristan'a da gitmeyecektim ama paylaştığım fotoğrafı gören arkadaşımın yazmasıyla onun da yanına geçtim. Yıllar geçmiş olmasına rağmen yanına çağırmış olması da içimi ayrı ısıttı doğrusu. Kısaca her kuruşuna değdi.
Döndüğümden beri çok yoğun çalışıyorum. Zaten geçen ayki son yazımda da bunun yüzünden isyan ediyordum. Tatil biraz kendime getirir diye düşünmüştüm ama pek faydası olmadı hatta işten ayrılmayı bile düşünüyorum şu ara ama iş bulmadan önceki hallerim de aklıma geldikçe "Cha otur oturduğun yerde" diyorum kendime. Biraz karışık kafam, mutlu muyum değil miyim emin olamıyorum. Bugün bile eve dönerken yeter diyordum ama biraz önce çıktığım yürüyüş iyi geldi. Sanırım bu motivasyonla birkaç ay daha çalışıp yeni gezi planları için para biriktirebilirim. Ayrı ev mi? O biraz bekleyebilir, gezmek daha çok hoşuma gitti doğrusu.